|
Yolun başında bekledim,
Önce sana,
Sonra sola,
Sonra tekrar sana baktım, kimseler gelmiyordu,
Ve yürüyüp ömrümün ortasına kadar tekrar sana baktım
Telefonsuz köylerdeki sesler kadar sahipsizim şimdi durup dururken,
Yanlış numara bile değilim belki de
Rehber kayıtlarında kaybıma rastlanmıyor
Bütün devrik cümlelerin öznesinde ben varım,
Eylemler fiili meçhul,
Yüklemlere ağır vebal yüklenmiş
Heceler şaşırmış yerlerini,
Dilimizin imhası bozulmuş.
Ekmek üstü birkaç satır şiirimsi,
Buram buram tazecik bir yalnızlık kokuyor, dumanı üstümde
Aşka dair kitapların hiçbir sayfasında rastlamadım kendime
Senli satırlarda boğuldum benli belirsiz.
Durmaz oldum noktalarda,
Eslerini kaybetmiş notaların içinden fasıllar geçiyor zamanlı mekânsız
Susuz kadehler kalkıyor bilinmezlerin şerefine
Örtülerine loşluk sinmiş mezesiz masalarda
Topal bir sandalyenin sallanan yanıyım,
Belki bir ömür parçası konsa dinecek sarsıntısı,
Belki de kesilecek kangren ruhlu konsomatrislerin çirkin kahkahaları,
Mezbele bir kasap dükkânı gibi
Duvarları çaresizlik renginde,
Korkarak yürüdüğüm koridorların sonunda
Bir kürtaj bekliyor ömrümü, içinden seni alacakları
Kocaman tokmakların kırılmış kapısıyım,
İçinden kim bilir kaç kere geçemediğim karanlık dehlizlerdi sana açılan,
Sen miydin, hayallerim mi bilmem binlerce kez yüzüme kapanan,
Sesi gözlerimde çınlayan zilleri kimseler duymadı,
Kimseler görmedi kokusunda titrediğim kibritleri,
Kimseler okumadı el altından dağıtılan el ilanlarımı,
Bütün kayıplar kendini buldu da acıyan yanımda,
Bir seni bulamadılar mesaisi bitmiş polis anonslarında
Umut kadar tükenmez yokluğunla kol kola geldim yolun başına,
Önce sana,
Sonra sola,
Ve sonra uzun uzun uzaklara
Kimseler yoktu gözümün dokunduğu her yerde
Alpaslan ÖZTÜRK
Şubat 2008
BİR MEVSİMİN ORTA YERİ...
İsmi lazım değil bir baharın ortalarında bir yerdi,
Kimseler yoktu hepimizden başka,
Bütün gözler kapalı ve bütün duvarlar ardına kadar sağır ve dilsizdi,
Beyazın bütün tonlarını kokladığım
Sevimsiz bir karanlıktı aklımı teslim ettiğim demir korkuluklu penceresizlik...
Acılara iğnelenmiş
Yarım bir türküydü bırakıp gittiğim her şey ardımda sana dair,
Bir zaman gelir alırım diye...
Kimseler görmesindi sazların sesini,
Kimseler bilmesindi hiç kimsenin bilmediğini,
İsmi lazım değildi
Ve haberi olmasındı adının rüzgârlardan alınıp, tutanaklara geçtiğinden.
İsmi lazım değil bir baharın ortalarında bir yerdi,
Kaybolmasın diye arasına sarı yapraklar bıraktığım hayatların en heyecanlı saati.
Bir zaman gelir alırım diye orada kalsındı sesimden geçen trenler,
En çok bu mevsim acıtırdı içimi.
Daha bir buğulu gözlerle bakarım peşinden gurbete giden yolların,
Kimseler ağlamaz kimsenin arkasından hepimizden başka,
Kimselere yanmam herkese yandığım kadar,
Ne dumanım tüter,
Ne düdüğün çığlıkları boğazımı parçalayıp çıkar arşa.
Kuş tüyü vagonlara özene bezene yüklenen kederlerin ağırlığı,
Yırtarak demirleri kaybolurken içimde,
En çok beni taşır, bir sen bırakıp içimde...
İsmi lazım değil bir bahardı,
Sabahtı,
Kuşluk vaktiydi ya hiçbir kuşun bilmediği,
Yola çıkılası bir gurbetin ilk satırlarıydı,
Nokta, virgül ve daha nice insan icadının bundan haberi yoktu,
Bir nefeste okunsundu bütün kalemlerin telaşı,
Gidenler gitsin,
Kalanlar kalsın,
Olanlar olsundu, ne olacaksa olsun.
En çok bu vakitler acıtır içimi,
Yarım kalmış türküleri bıraktığımız ismi lazım değil bir bahardı
Ve dahi lazım olmasındı...
Ekim 2007 Alpaslan ÖZTÜRK
ÇOCUKMUŞUM YALAN DEĞİL
Çocukmuşum,
Ağlarmış yalanlarım
Anneme babamı şikayet eden.
Ayakkabılarımı ben yırtmadım baba
Oynarken arkadaşlarım,
İnanmayacaksın biliyorum
Ama gerçekten yalan da olsa onlar yaptı inan ki.
Tam da gol atıyordum ,
Görsen ne gol.
Tornacının yanından kaçmadım
Sen bana demedin mi
Ekmek parası
Felek gelse gitmem baba,
Ustam izin verdi hayata dair
Ustam izin verdi gör memleketi
Ustam dedi baba,
Annemin bundan haberi yok.
Sakın kızma ona.
Sakın anneme hayata benzer yalanlar söyleme baba
Ben yeteri kadar söyledim zaten
Ben yeteri kadar yalan yanlış çiçekler gönderdim her aklıma geldiğinde,
Top oynarken yırtıldı dedim ömrümü sorduğu zaman.
Kilometrelerce yollar serdim önüne gurbeti sorduğunda.
Yanaklarımın kırmızısına
Babamın gülleri dedim
Ağlamasın diye.
Terledim dedim anne
Koşarken çocukluk sesime
Ağlarmışım yalan uykularımda
Gördüğüm memleket sevdalarına.
Bit pazarından alınan gömleklere sevinirmişim yalan değil.
Bugün mezarlığa gidelim mi baba?
Boyarım yeni almadığın ayakkabılarımı,
Üç numara saçlarımı şapkamın altına saklarım,
Birkaç tane de kitap sıkıştırırım yağlı ellerimin karasına,
Görünce üzülmesin diye.
Bugün mezarlığa gidelim mi baba?
O kadar çok yalanım var ki anneme söylemem gereken
Eylül 2005
Alpaslan ÖZTÜRK
İsimsiz Çelişki...
-Varolduğuna inandırıldığımız herşeye bir isim verirken ahkâm kesiciler,
Halâ kesin gidiş dönüşler yapmakta içimde birileri,
Adı konulmamış bekleyişlerin tarifsiz yönlerine.-
Ne ben kendim değilim, ne sen bensin aslında.
Ne biz vardık kendi hayatlarımızda,
Ne de bir adımız anılırdı zamanlı zamansız mekansızlıklarda...
Kimsenin umurunda olmak umurumda değilse artık,
Kimse olmak da o kadar kimsesiz bir cümle yırtıp attığım sayfalarda.
Yalnız değilim biliyorum,
Kendim varım terkedilmiş her yerimde...
Sen, bırakıp gittiğin kadarsın hâlâ içimde,
Ne senden fazla ne benden biraz eksik.
Düşünürüm,
İnandıklarımdan ötürü inanmam kendime,
İnanmam bundan böyle ben de,
Kendime kendimce söylemediklerime.
İşkence yorgunu sorgularda kurgulanmış yalanlar,
İşkencede yorulmuş kurgulanmış sorgular.
Bağır öyleyse...
Akışkan değil midir hayat denen bu rezillik,
Geçişip durmaz mı saatler birbirinin yolundan,
Alır mı bir dakika başka birinin yerini,
Zaman, zamana zaman verir mi,
Zaman, hayata zaman verir mi,
Bir de üstüne üstelik,
Biri kalkıp bu keşmekeşi kendi gözleriyle görür mü...
Olur mu...
Bütün ilhamların kaynakları kurudu, sadece hüzün mü kaldı bit pazarı artığı,
Ne kadar ben varsa artık kendim değilim duymuyor musun
Kendi içimizde yabancılar kadar misafir duruşluyuz kendimize görmüyor musun,
Sensizliğe ikimizi yolcu ettikten beri.
Ne ben kendim değilim, ne sen benim yanımda,
Ne ben kendi içimde ne sen hep uzağımda
Ne biz hep buradayız ne hep sensin bizimle
Ne kimseyi severim ne senden vazgeçerim,
Ne bulurum kendimi ne sende kaybederim.
Adı konulmamış sebepsiz bekleyişlerin dile vurumu bu hasta ruh halim,
Yazmadığım bütün kelimeler bilsin ki sensin bizim tek vebalim(iz)...
İkimizin de sevdiğimiz sen değiliz artık...
Ekim 2007 Alpaslan ÖZTÜRK
BİR DUDAK PAYI
Bir dudak payı uzağındayım hayatın,
Bir dudak payı
Dolu dolu memleket akşamlarına hasretlik.
Karanlık sabahların ışıl ışıl gecelerinde
Bir dudak payı senin sohbetindeyim.
Nazlı seher uykularımın
Tam da uyanılmaz yerinde girdin düşlerime
Sana ne diyeyim bilmiyorum
Git desem küsersin
Git desem düşersin düşlerimden.
Kal desem
Gelip çöreklenirsin ömrümün en dudak payı zamanlarına.
Yaşadığın yeri seveceksin diyor bütün haddini bilmezler
Yaşayamadığım güzelliğin kabul eder mi bu bencilliği.
Senin en köhne saatlerini bilirim ben
En yola çıkılmaz zamanlarında
Yürüdüm seni sevdiğimi.
Sayfalar dolusu şiirler yazmak isterdim yalınayak çocuklarına,
İnci mercan hikayeler anlatmak,
Babası gurbette olanlara ne yalanlar söylemek isterdim.
İncecik,
Toz toprak,
Kuş uçmaz,
Sadece bilenler bilir,
Ömür törpüsü köy yollarında,
Bir dudak payı hayatlar çizmek telaşındayım
Umut dolu
Kendi kendimi bilmezliğime.
Alpaslan ÖZTÜRK 2005
SEN MİYDİN KAPIYI ÇALAN
Sen miydin kapıyı çalan yoksa gene evham mı yaptım,
Hani hazır olayım da, ne bileyim
Geldiğinde beni sensiz bulma diye.
Saçlarım taranmamış
Ömrüm ortalığa saçılmış olmasın,
Aşka dair ne varsa
Derlemiş toparlamış olayım,
Ansızın girme evime, hayatıma girdiğin gibi.
Görme
Gözlerinde gördüklerimi
Duyma
Adının içimdeki manasını.
Hayatımı yaşıyorum ben
Sen orda olma.
Ne olur,
Tam seni düşünmediğim zamanlarda
Karşıma dikilip de ağır alkol nöbetleri bırakma
Ruhumun en seni bilmez zulalarına.
Ve ben yokken gelirsen rüyalarıma
Unut bütün gördüklerimi.
Daha bitmedim ben,
Sen varken bile
Yaşamak ağır gelmiyor bana.
Acemi şair aşklarına kurban etme
Seni sevdiğimi.
ÖLMEK YENİDEN...
Yokluğunda ölürüm, varlığın bir kargaşa,
Kurşunlara dizilirim gözlerinde her gece,
Her sabah yeniden yüreğimi kartallar parçalar,
Bütün efsanelerden kabuslara uyanırım,
Tanrılardan çalamadığım ateşler kadar yanarım zindan kokan uykularda...
Bir çığlığın gölgesine saklanır gibidir seni sevmelerim,
Ağızlarını bilinmeze açar şerçe yavruları,
Ve ben senin korkunç bilinmezliğini büyütürüm kocaman gözlerinde.
Yokluğunda ölürüm, varlığın bir kargaşa,
Kurşunlara dizilirim gözlerinde her gece,
Bütün rüyalarımdan,
Saçları rüzgar gülü,
Bicümle dünya telaşından habersiz,
Çevresinde olup olup bir türlü bitmeyenlere,
Arkasındaki vagonları unutan trenler kadar umursamaz,
Koşturan,
Terleyen,
Ağlayan,
Suçiçeği, sıtma, kızamık...
Yanakları al al,
Alı al, moru mor,
Sevimli küçücük çocuk yüzleri geçer peşpeşe.
Yokluğun yaylım ateş, varlığın bir bilmece,
Kurşunlara dizilirim uykularda her gece,
Ve her uyandığımda,
Yeniden, yeniden...
Yeniden ölürüm sessizce.
Ekim 2007 Alpaslan ÖZTÜRK
SENİ DÜŞÜNÜRKEN
Seni düşünürken nedense bilmem
Yarım söndürülmüş sigaranın acı kokusu gelir aklıma,
Bahar nedir deseler
Elbette Temmuz derim
Yarım kalmış bahar hasretinden olsa gerek.
Ya hiç ısınmadı yüreğim
Ya da tezek sobasını yeni çıkardık dışarıya.
Ağustos ayında odun, kömür telaşına düşeriz
Elimiz avucumuz kış kokarken daha
Seni düşünürken nedense bilmem
Erik ağaçları gelir aklıma,
Olsa isterim her yerde
Olsa isterim yemyeşil,
Bademlerle koyun koyuna.
Kömür pahalanacakmış doğru mu?
Tahıllar gene kar altında kalacakmış
Saman derdine düşecekmişiz
En güzel Temmuz zamanlarında.
Daha yeni biçildi çayırlar
Daha ot kokuyor tırpanların ağzı
Daha kaz yavrularını güneşe sermedik biz
Daha hesabını bile yapmadık gurbetteki yavrulara kaç kaz gidecek
Seni düşünürken nedense bilmem
Gözyaşım donar
Hem de Temmuz ayında.
Yer daha yeni nefes verdi, sular daha yeni açıldı,
Buz gibi nefesinle ben daha yeni kendime geldim.
Tam da sevdalanacakken dağlara, yaylalara,
Seni düşünürken nedense bilmem
KARS gelir aklıma
Hem de Temmuz ayında
|
|
HİÇBİR SEVDA
Hiçbir sevdayı bu kadar derin yaşamadım ben
Bıçak yarası gibi
Ansızın girdi kalbime
ve parçalayarak çıktı etimi usulca.
Damla damla ömrüm aktı gözlerimden
ellerim kanla doldu,bembeyaz
tertemiz inadına.
Astım nöbeti gibi bir acı çaresizlik
geldi tıkandı boğazıma
yaşanacakların en acısını yaşadım ben
en genç yaşlarımda
yırtılmış bir hayat
silinmiş fotoğraflar
ve denizler dolusu bir öfke bıraktım ardımda.
Bir Şafak Vaktiydi
Bir şafak vaktiydi
Evet iyi biliyorum
Bir şafak vaktiydi böyle yandığımda
En çocuk sesimle, en derin gurbet uykularından
Bağıra çağıra, yeri göğü yırta yırta uyandığımda.
Bir şafak vaktiydi biliyorum,
Başka zaman olmazdı, başka bir an
Bir şafak vaktiydi benim böyle yanmışlığım,
İnsanın boğazını yakan bir sevdaya saplanmışlığım.
Bir şafak vaktiydi,
Deli deli, pervasızca,
Şair artığı boyalı sözler yazmışlığım
Bir şafak vaktiydi,
Yediveren güller soldu daha ilk tomurcuğunda,
Turnalar gitti,
Beklenen hiçbir tren geçmedi gözlerimizi bıraktığımız istasyonlardan.
Bir şafak vaktiydi,
Yırtılan ayakkabılarımı atmadım hiç,
Topaçlarımı sakladım
Çocuk ellerime dokunmak için bir daha en delikanlı çağlarımda,
Ağlamak isteyip de bahane aradığımda
Bir şafak vaktiydi
Ömrümü alıp götüren otobüsün soğuk camlarında gözlerini aradığımda.
Bir şafak vaktiydi
Benim sana şiir yazdığımda
|
|
|
AY YÜRÜDÜ İÇİMDEN...
Bir görünüp bin kaybolan,
Ucu ışıksız zamanlardı beklediğimiz,
Hayat diye ömrümüze biçilen mekânsızlıklarda.
Bütün kayboluşların yeri belliydi,
Bakmasan bile görürdüm,
İnce ince sızılardı dumanı tüten yarı çıplak ruhumda.
Bakmasam bile görürdün,
Cam kesiği yaralardı, sızım sızım tuz kokusunda.
Biterse bitsin biteceği yere kadar yolu var hayatlar düşlemekti,
Saatleri yarına kurulu,
Gebe kadınların umursamaz korkaklığında.
Zehir,
Zembereği boşalmış,
Aynalı kösteklerin akrepleri sinsice dururken yalnızlığımın karanlığında;
Tam da burasıydı en bilmediğimiz yer,
Tam da buydu herkesin bildiği en saklı sır,
Tam da bu vakit ay yürüdü gecenin üstüne.
Ay yürüdü,
Yarısından yarı pişman döndüğüm gençliğimin ucu ışıksızlığına.
Ay yürüdü,
Yaşımın ruhum duymazlığına...
Ağustos 2007 Alpaslan ÖZTÜRK
İlyas SALMAN Gibi Bir Hüzün...
Sana bakınca,
Bir İlyas SALMAN hüznü çöker gözlerime,
Kahkahalar atarak ağlamaklı olurum birden.
Bir damla gözyaşı bu kadar mı derininden akar ömrümüzün.
Koltuğumuzun altında bir parça gazete kâğıdıyla koştuğumuz yazlık sinemalarda,
Ucuz gazozlar bu kadar mı tarif eder çocukluğumuzu.
Daha asfalt nedir bilmezken,
Taş sokaklarda koşup düşerken güle oynaya,
İcat edilmemişken bizim mahallemizde daha televizyon kumandası,
Bu kadar kalabalık ve öfkeli değilken bütün şehirler,
Kimse kimseyi sevmiyorken şimdikinden çok daha az,
Bir yanımız henüz dönmemişken ayrılığa,
Otobüsleri sadece yollarda görürken ve korkarken kapkara dumanlarından,
Hiçbir resmi varakaya gireceğimizi bilmeden, düşünmeden,
İlyas SALMAN hüznünde küçücük çocuk suratları bırakırdık,
Kuş çıkacak resim makinelerinin tam karşısına...
Sana bakınca,
Bıyıkları yeni terlemiş bir delikanlı olurum ben hep,
Yolun geride kalan yarısı geçer içimden,
Senaryosunu okumadan oynamaya başladığımız,
Ne bilelim sonu hep acıyla biten tekmili birden bilmem kaç bölümlük,
Figüranlar karmaşası filimler gibi şeritler akar gözlerimden,
Çatlamış yanaklarımı yırtarcasına,
Oluk oluk...
Ağustos 2007 Alpaslan ÖZTÜRK
Sen beni...
Sal sevdanın hançerini canıma,
Ölüm denen çetin yola vur beni.
Uzat ellerini batır kanıma,
Sürme diye gözlerine sür beni.
Sürgün kalsam gözlerinde her daim,
Bilmediğim yollarında yor beni.
Aşka durdu sağım, solum, her yanım,
Leylalara Mecnunlara sor beni.
Yar diyerek yandı bağrım kül oldu,
Alev ateş kefenlere sar beni.
Can dediğim nazlı canan el oldu,
İşte sehpa işte kalem, kır beni.
Ömrüm kan tarlası, viran bağında,
Sevda ile, zulüm ile der beni.
Hazan mevsiminin bu son çağında,
Sen almazsan Azraile ver beni.
Alpaslan ÖZTÜRK
Temmuz 2007
İSTERSEN SEN DE GİT
İstersen sen de bırakıp git,
Sabah sabah içilen acı bir çayın tadı kalır sadece ellerimde.
Kitap okurum belki biraz,
Gazeteler yoruyor artık
Bıktım memleket meselelerine çaresiz üzülmekten.
Küçücük kaldı yüreğim,
İstiap haddini çoktan aştım
Izdırap haddinde gidip geliyorum,
Sana bile yer kalmadı anlayacağın.
Ama,
İstersen sen de bırakıp git,
Belki bakarsın zamanla,
Gülüşüne ayırdığım köşeleri, gidişinle doldururum.
Hani en azından fikrime geldiğin zamanlarda.
Ne bileyim,
Birden bir ağaca bakınca
Rüzgarın sesini yakalamaya çalışınca
Erik dallarında.
Okul hevesini çantalarında heyecanla taşıyan çocukların aşklarında,
Bir genç kızın çeyiz sandığına her bakışında,
Acı bir türkünün gelip de
Ciğerimin tam orta yerine saplandığında,
Yani;
Seni hatırlatmayan her şeyi hatırladığım zamanlarda.
İstersen sen de bırakıp git,
Hiç kızmam sakın telaş etme
Gidip de kesinlikle dönmemek var diyerek sadece gidiş bileti alan
Senden önce uğurladıklarımın yanına yazarım adını.
Dedim ya kitap okurum biraz,
Haberler boğuyor artık
Bıktım cinayet ekranlarında dolaşmaktan.
Böylesi daha iyi belkide,
Görüşmemek üzere.
Alpaslan ÖZTÜRK
Temmuz 2005
BİR SEN (Bir Kadın...)
Yürek mesafesi hasretinde çocukluğunla
Bir sen geçtin içimden daha demincek.
Seher vakti, zeytin dalı bir karanfil bakışta,
Acı çığlık gibi,
Kadın kadın kokuşta...
Saçlarında deli kısraklar koşar,
Ayakları dokunur ruhumun yamaçlarına,
Bütün gemilerdin,
Sebepsiz demirlemiş
Yitik, köhne, izbe,
Aşkına yakışmaz bu terkedilmiş limanda...
Dünden eski, yarından yakın,
Bütün zamanlardan daha şimdi,
Bütün uzaklardan daha bilinmez,
Bütün korkulardan daha ürkek,
Küçücük, kocaman,
Bıraksan koparacak zincirlerini,
Bıraksan ağlayacak,
Hırçın, nazlı, incecik,
Bıraksan sevdalanacak bir yürek
Tam burada, tam ruhunun hicranında...
Gülen ayva, ağlayan nar,
Ağustosta kar yangını
Zemheride leylim leylim bir bahar...
Bakamam ağlamışlığına,
Bakamam ömrüm kanar.
Bir sen geçtin içimden daha demincek.
Gözleri kadın,
Elleri genç kız,
Aşkı çocuk,
Ruhu günahsız Meryem.
Bütün efsanelerin tanıdık yüzü,
Yasaklı elması saklı cennetin,
Tanrılardan çalınan ateş,
Uyumuş da sevdalara büyümüş,
Büyümüş de kadın kadın yürümüş...
Bir sen geçtin içimden yüzyıllar önce demincek,
Bıraksan bulacaksın kendini benim bildiğim yerde,
Bıraksan nehirler geçecek baharlarından,
Bıraksan göreceksin,
Her şarkı seni anlatacak,
Bıraksan duyacaksın,
Hicaz makamları, Hüzzam faslında...
-gözlerinde gördüğüm çocuğa
Tarafımdan yazılmıştır sebepsiz zamanlarda...-
Ağustos 2007 Alpaslan ÖZTÜRK
ÇOK ZOR DEĞİL ASLINDA
En hasretini seviyorum şarkı sözlerinin nedense bilmem.
Durup durup
Acılar düşüyorum ömrümün dipnotlarına.
Ne bir suç ortağı ne bir azmettirici,
Sadece ben ve kendim.
Eylem planı hazır,
Geriye,
Fitilini çekmek kalıyor gözyaşlarının.
Hüzün maskesinin altında daha bir bereketli oluyor kelimeler,
Neresinden tutarsan tut şiir oluyor vesselam.
Aklımın en ucuna bile gelmez zamanlarda
Garip bir dağ rüzgârı geçiyor nefesimin içinden.
Anason kokusu, balık pulu bu köhne masalarda,
Meze niyetine bir kaşık ucu isyan yetiyor insanları kandırmaya
Şair malzemesi ne kadar hüzün varsa son limitinde geziniyorum bu gece.
Bir yürek dolusu yalan işte,
Genç kızlara gelinlik,
Gelinlere genç kızlık masalları anlatıyorum.
Askerlere gurbetten mektup,
Analara evlat hasreti
Yelkenlere dolu dolu rüzgâr, masmavi deniz kokusu.
Uzun ince trenlere sıla dolusu türküler
Aşık olanlara ucu yanık özlemler.
Hastalara şifa,
Dertlilere dert
Ekmeğimi taştan çıkarıyorum anlayacağın
Alpaslan ÖZTÜRK 2005
Sen beni...
Sal sevdanın hançerini canıma,
Ölüm denen çetin yola vur beni.
Uzat ellerini batır kanıma,
Sürme diye gözlerine sür beni.
Sürgün kalsam gözlerinde her daim,
Bilmediğim yollarında yor beni.
Aşka durdu sağım, solum, her yanım,
Leylalara Mecnunlara sor beni.
Yar diyerek yandı bağrım kül oldu,
Alev ateş kefenlere sar beni.
Can dediğim nazlı canan el oldu,
İşte sehpa işte kalem, kır beni.
Ömrüm kan tarlası, viran bağında,
Sevda ile, zulüm ile der beni.
Hazan mevsiminin bu son çağında,
Sen almazsan Azraile ver beni.
Alpaslan ÖZTÜRK
Temmuz 2007
ÖZLEDİM SENİ MEMLEKETİM
Bütün sokaklarını tanırım,
Bütün caddelerinde gençliğimi yürüdüm ben,
Üşütmez soğukluğun,
Ellerimi titrettiği kadar yüreğimi,
Yayla yayla gezdim dağlarında,
Sıcacık ekmekleri kokladım
Tezek sobasında kaynayan çayların buğusunda.
Kısırın Dağından baktım Arpaçayın ovasına
Yetim kuzular gibi oynaştım
Deli düzün ortasında
Sert esen Çıldır rüzgarlarında
Göydağdan elimi uzatım
Bir tas su aldım Havanın bulağından
İçtim kana kana
İçtim yana yana
Bütün sokaklarından ömrüm akıp geçti
En sevdalı zamanlarımda tanısaydım seni
Şair olurdum belki de
Bütün heybetiyle alıp götürdü beni
Yurdun kalkanı Karsın Kalesi
Bütün garipliğiyle karşımda Bayrampaşa
Yılların yorgunu Taşköprü
Diremiş ayaklarını suya, hayata inat başı yukarda
Nasıl güzel görünüyor biliyor musun
Şimdi hayalimde Şöreğel
İbişin dağlarından bakınca,
Düşün ki çayır zamanı,
Düşün ki tırpan zamanı,
Düşün ki at tırmığı peşinde oğullar kızlar
Balaca balaca
Düşün ki lilpar kokusu
Düşün ki yarpuz baharı
Dereler çaylar akıp gidiyor gözlerimden
Ağlamanın en güzel zamanı belki de
Karışır sulara,
Kokulara,
Yaylalara,
Dağlara,
Kimse bilmez
Karstan başka
|
|
SENİN OLSUN İSTEDİM...
Yeni bir sevda kokusu geçti yakınımdan, vakit tam bu vakitti,
Herkesin görmediği zamanlardı sandığım,
Hiçkimseden önce, senden bile daha sonra ,
Sığındığım limanlardı bakmadığım bütün saatler.
Bilmediğim gurbetlerde
Tanımadığım sıla türküleri kuruttum kitapların arasında.
Bütün yağmur dualarına inandı gözyaşlarım,
Kurşun geçmez, bıçak kesmez,
Söz işlemez yüreğime aldanıp, sel olmaya özendi,
Sana vermek istedim...
Vakit tam bu vakitti, gelişine kurulu,
Kimsenin vermediği harçlıklardan biriktirip aldığım,
Olur olmaz zamanlarda yastıkların altında düşleyip,
Bakıp da görmeden sevdiğim, hiç öpmeden kokladığım,
Ömür boyu bulamadığım bayramlık ayakkabılarım geçti içimden,
Sana vermek istedim...
Neler neler biriktirdim gelişine,
Tel dolaplarda bayatlamış,
Dumanı tüten bir dilim ekmekti en sevdiğim öğünüm,
Cümle haşerata karşı fesleğen bulaşırdı ellerimize çoluk çocuk.
Kemeraltının en gizemli yerlerini bilirdik herzaman,
Daha ucuzdu ömrümüzden.
Bir numara büyük olsundu hep
Seneye de giyerdik.
En sevdiğim beyaz gömleğimdi, yakası kimbilir kaç kere değişmiş,
Sana vermek istedim...
Yola çıkmış arıyorum diyordu bütün şarkılar, kaybettiğim aşkımı,
Denize bak dedi içimden benle konuşan hiç tanımadığım bildik bir ses,
Bütün mavilere midye tadında baktım ben,
Ufacık, kırık dökük balıkçı teknelerinde dolu dolu içilen rakılara imrendim,
Mezelerin en güzeliydi yanımdaki yanlızlığım,
Bir numara büyük geliyordu ama,
Seneye de severdik.
Kaybettiğim aşkmı diyordu biri,
Gördüğümde gel olmuştu, bulduğumda git.
Sana vermek istedim...
Neler neler biriktirdim gelişine; kahır kokan karanfiller,
Uyunmamış sabahlarda açılmamış siyah güller.
Sen anlarsın diye sana,
Sensin diye yalnız sana,
Sen olduğun için sana
Güneş kokan zemheriler.
Senin olsun istedim...
Ağustos 2007 Alpaslan ÖZTÜRK
BEN TÜRKÜYÜM BİLİYOR MUSUN
Ben Türküyüm Biliyor musun,
Bir Telli Durnanın kanatlarıyla dokunuyorum yüreklerinize,
Seherde bir bağa girip
Yayla çiçeklerinin kokusunu getiriyorum ellerinize.
Anadolu'da doğdum,yaşıyorum inatla.
Aşık sazı oluyorum Kars'ta, Pir Sultan nefesi Sivas'ta
Ve döne döne
Ve yana yana semah oluyorum Madımaklarda.
Banaz yaylasından kar götürüyorum Kerbelaya, ciğer yangınlarına.
Nazlı yare arzuhal ediyorum seher yeliyle
Tutup ısıtıyorum üşüyen gönülleri ozanların diliyle.
Bir bakmışsın deli dolu Horon olmuşum Karadenizde,
Bir bakmışsın ağır ağır Zeybek oynuyorum İzmir'de.
Bir kere coşmaya görsün sevdalarım
Değme felek değme
Gönül dağlarında boran oluyorum,
Derin vadilerde, akarsularda,
Ah AKARSU'larda...
Ömür gibi yalan oluyorum.
Gelinlik kızların halaylarına akıyor ellerim birden
Deli taylar gibi lorke oynayan gençlerin sarılıp bellerine,
Usul usul eriyorum yürekten.
Ve öfkemin derinlerinden kalkan bir nazlı tren yol alırken Cürek'ten,
Haykırıyorum isyanlarımla,
O da benim gibi yansın yürekten.
Ayrılık hasretlik kâr ediyor cana biliyor musun
Ah işte o zaman ben buram buram gurbet oluyorum.
Ömrümün en gem vurulmaz zamanlarından bir çocuk sesi bırakıyorum
Gönüllerinize,
Dillerinize...
Dağlar seni delik delik delerim,
Bu sene de gelemezsem
Dayanamam,
Ölürüm...
|
|